Simit 14. yüzyılda Osmanlı döneminde ortaya çıkmış ve insanlara sunulmuş bir sokak lezzetidir. Tarihi kaynaklara göre 1593 yılında unla hazırlanan hamurun halka halini alması ile halka simiti olarak anılmaya başlamıştır. Daha sonra ilerleyen yıllarda bu lezzet padişahlara kadar ulaşmıştır. Padişah 2. Süleyman zamanında sarayda bulunan unlu mamüller arasına eklenmiştir. İlerleyen yıllarda padişahlar tarafından davetlilerine ikram olarak da sunulmuş bir lezzet olmuştur. Bu nedenle tarihte padişah hediyesi olarakta adlandırılmıştır. Geçen yüzyıllar boyunca simitler pek çok farklı malzeme ile lezzetlendirilerek ve birbirinden farklı pişirme tekniklerine maruz kalarak farklı şekillerde oluşturulmuştur.

Simit Nasıl Pişirilir?

Simit yapımı içerisinde kullanılacak malzemeye göre farklılıklar göstermektedir. Fakat içerisinde kullanılan ana malzemeler genellikle sabittir. Simidin yapılması için ilk olarak elenmiş una bir miktar tuz eklenerek iyice karıştırılmalıdır. Daha sonra ılık suda eritilmiş kuru maya ilave edilmelidir. Hamur yavaş bir şekilde yoğurulmalıdır. İyice yoğurulup kıvamını alan hamur yarım saat- kırk beş dakika dinlenmeye alınmalıdır. Dinlenme süresi hamurun çokluğuna göre değişim göstermektedir. Üzerine serpilecek olan susam bir yanmaz tavada yağ ilavesi yapılmadan rengi değişinceye kadar kavrulmalıdır. Simidin yapımında kullanılan en önemli malzeme olan pekmeze biraz un ve su eklenerek karışım hazırlanmalıdır. Dinlenmiş hamurlardan parçalar alarak simit oluşturmak için halka şekli verip hazırlanan pekmezli karışıma hamur iyice bulanmalıdır. Daha sonra bu halka şeklindeki hamur parçasını kavrulmuş susamlara batırarak her yanı susam ile kaplanmalıdır. Tüm bu işlemler yapıldıktan sonra geriye fırınlama kısmı kalmaktadır. Fırınlama işlemi için fırının önceden ısıtılmış olması gerekmektedir. Isınmış fırında önce yüksek sıcaklıkta daha sonra ısısı düşürülerek pişmeye bırakılmalıdır.

Günümüzde simidin yapılış şekli her zaman klasik değildir. Bulunduğu yöreye göre farklı çeşitleri bulunmaktadır. Buda lezzetinin, yapımında kullanılan malzemelerin ve pişirilme şeklinin değişimler göstermesine neden olmaktadır.

Simit Çeşitleri Nelerdir?

Simit çeşitleri yörelere ve içeriğindeki malzemelere göre çok fazladır. Pek çok çeşidi bulunmaktadır. Her birinin kendine has şekli, tadı ve kokusu bulunmaktadır. Tuzlu, mahlepli, haşhaşlı, kepekli, kaşarlı, kakaolu, amonyaklı, meyveli, sütlü, zeytinli, çörekli, ay çekirdekli olmak üzere pek çok farklı çeşidi bulunmaktadır. İçerisine katılan malzemelere göre farklı lezzetlere sahiptir. İçerisine katılan malzemeler dışında yöresine göre de birbirinden farklı çeşitleri bulunmaktadır.

İstanbul Simiti

En çok görülen ve bilinen çeşitlerindendir. İstanbul simiti maya, kavrulmuş susam, su, tuz, un ve pekmez malzemelerinin kullanımı ile yapılmaktadır. Taş fırınlarda genel olarak pişirilmektedir. Sert ve gevrek bir yapıya sahiptir. Ayran ya da çay gibi içecekler ile birlikte tüketimi yapılmaktadır.

Ankara Simiti

Ankara simiti de tıpkı İstanbul simiti gibi aynı malzemelerin bir araya getirilmesi ile oluşturulmaktadır. Farklı olarak hamuruna fazladan pekmez ilave edilmekte ve bayağı koyu bir renkte simidin oluşması sağlanmaktadır.

İzmir Simiti

Simit çeşitleri arasında en popüler olan diğer bir lezzettir. İzmir de gevrek adıyla anılmaktadır. 2 kez pişirilmektedir. İlk olarak pekmezli karışımda sonra fırında pişirilme işlemi uygulanır.

Lezzetli Simit Yapımının Püf Noktaları Nelerdir?

  • Simidin lezzetli olmasında en önemli etkenlerden birisi hamurudur. Hamuru sert bir kıvamda olmalıdır.
  • Pişirme sırasında fırına su konulmalıdır. Bu sayede hamura çıtırlık verilmesi sağlanmaktadır.
  • Simidin daha gevrek olması için pişirilirken imkan varsa metal tepsi yerine taş tabanlı bir malzeme kullanılmalıdır. 
  • Bunlar dışında hamurunun iyi dinlenmiş olması ve kullanılan pekmezin kalitesi de simidin tadını önemli ölçüde etkilemektedir.

Bu püf noktalarına dikkat edilerek lezzetli simitler elde edilmektedir.

Ankara’nın, tarihi Osmanlı yıllarına dayanan, en köklü lezzetlerinin başında gelen, Ankara simidi sizler için özenle hazırlanmaktadır. Tarihi 600 yıl öncesine dayanan Ankara simidi,  simid-i halka olarak anılmaktaydı. Zamanla ismindeki “halka” sözcüğünden kurtularak simit olarak anılmaya başlayan bu lezzet, bugün hala kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi konumundadır. Osmanlı’da kolay imal edilmesi ve saray ahalisi tarafından oldukça beğenilmesi sebebiyle sık sık tüketilen Ankara simidi, bugünlerde, fast food beslenme anlayışına karşı savaş vermektedir.

Bu durum karşısında, Ankara simidini tarihi dokusuna uygun, efsanevi lezzetiyle sizlerle buluşturmaya devam edilmektedir. Susam ve pekmezin hamurla birleşerek ortaya çıkardığı bu lezzetle buluşmak için Ankara’ya bir bilet alarak simit fırınlarını ziyaret edebilirsiniz. Ankara simidi sıcak ve taze olarak servis edilirse çok daha iyi olmaktadır. Aradığınız taze ve efsaneleşmiş Ankara simidi tadını bulmak için Ankara’yı ziyaret edebilirsiniz.

Ankara Simidini Yapmak Kolay Mı?            

Ankara simidi tarifi oldukça kolay olmasına rağmen, doğru bir şekilde ve her seferinde aynı lezzetle sizlere sunabilmek için çalışıyoruz. Ankara simidi, lezzetini kullanılan un, susam ve pekmezden alsa da gerçek tadını, kullanılan fırınlardan almaktadır.

Gerçek Ankara simidi odun fırınlarında, odun ateşinde pişirilerek hazırlanmaktadır. Ankara simidine ulaşmak, Ankara dışında yaşayan simit severler için pek de kolay olmadığından, evde simit yapma denemeleri Ankara simidinin içeriği ile ilgili merakı da arttırdı. İşte simit severlerin merak ettiği, lezzetiyle gönüllerde taht kuran Ankara simidinin tarifi…

Ankara simidinin hamurunu hazırlamak için gerekli olan malzemeler:

  • 1.5 çay kaşığı instant ya da kuru maya
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 3 bardak un
  • 1.5 su bardağı ılık su

Çıtır Ankara Simidi tadını veren özel sosu için gerekli malzemeler:

  • Yarım su bardağı su
  • 1 su bardağı kavrulmuş susam
  • Yarım su bardağı pekmez
  • 1 tatlı kaşığı un

Ankara simidini evde yapmak isteyenler için yapılışı ise şöyle:

Yoğurma kabına ayırdığınız ılık suyu aktarın. Mayayı suyun içine döktükten sonra, elinizle yavaştan karıştırmaya başlayın. Unun yarısını karışıma yavaşça yedirin. Unun yarısını karıştırdıktan sonra, mayanın aktifliğini koruması için 1 tatlı kaşığı tuz ekleyip, kontrollü olarak yoğurmaya ve un eklemeye devam edin. Ele yapışmayan yumuşak kıvamlı bir hamur elde edinceye kadar 5 dakika yoğurun. Hamuru 45 dakika üzeri kapalı bir şekilde mayalanmaya bırakın.

Hamuru mayalarken susamı tavada yakmadan kavurun. Yarım su bardağı su ile pekmezi, simidi rahatça içine batırıp çıkaracağınız bir kap içinde karıştırın. Bu karışıma 1 tatlı kaşığı un ilave edin. Mayalanan Ankara simidi hamurunu tezgâhtan alıp 6 eşit parçaya bölün. Her bir hamur bezesini, elinizde şekillendirerek, 80 cm olmak üzere fitil formunda açın. Açtığınız fitili, ikiye katlayıp burgu yaptıktan sonra iki ucunu birleştirerek simit şeklini verin. Tüm bezeleri bu şekilde simit haline getirdikten sonra, yağlı kağıt serdiğiniz bir tepsiye dizin.

Hazırladığınız simitleri önce pekmezli suya buladıktan sonra susamla kaplayın. Bu sırada simitlere son şeklini verip hataları düzeltin. Hamur ıslandığı için rahatça düzeltme yapabilirsiniz. Bu aşamada simitleri pişireceğiniz boş tepsiyi, 240 dereceye ayarladığınız fırında ısıtın. Tepsiye yağlı kağıt sermez ve yağlamazsanız, sıcak tepside simitleriniz daha çıtır olacaktır. Sıcak tepsiyi fırından çıkartıp, alabildiği kadar simidi yerleştirdikten sonra tepsiyi soğutmadan yine fırına verin. Simitleri 240 dereceli fırında tam 12 dakika kadar pişirmeniz, fırınınızın durumuna göre yeterli gelecektir.

Evde Ankara Simit yapımı aşamalarını doğru olarak takip ettiyseniz simidinizi afiyetle yiyebilirsiniz. 7’den 70’e tüm Ankaralıların severek tükettiği Ankara simidi için fırınımızı da ziyaret edebilir, taze üretilen simitlerimizden sipariş edebilirsiniz.

Eski zamanlardan günümüze kadar gelmeyi başarmış ve kendisine geniş bir alan edinmiş olan buğday uzun bir yolculuktan geçerek sofralarda kendine yer bulmaktadır. Düşünüldüğünde bütün evlerin, bütün sofraların ortak noktası olan yegâne şeydir buğday. Her sofraya oturuşumuzda, her yemek yiyişimizde yanımızdadır. Geçirdiği uzun yolculuklardan sonra, soframıza gelmiş, kültürümüzün bir parçası olan ekmeği oluşturmuştur. Zengininden fakirine, gencinden yaşlısına, her evde bulunan ve her zevke hitap eden sayılı tahıllardan birisidir. Ekmeklerin farklı farklı çeşitleri ve isimleri olsa da aslında hepsinin ortak noktası buğdaydır.

Tahıllar beslenmemizde büyük bir yer kaplar. Buğday genel olarak en fazla tükettiğimiz tahıldır. Temel besin kaynaklarımızdan biri olup oldukça besleyici ve doyurucudur. İçinde dört tane buğday proteini bulunmaktadır. Bunlar albümin, globülin, gliadin ve glütendir. Karbonhidrat grubunda yer almasına rağmen, buğdayın besin değeri içerisinde zannedilenin aksine protein, vitamin ve mineraller bulunmaktadır. Vücudumuzun ihtiyacı olan enerjiyi sağlarken aynı zamanda B vitamini, E vitamini ve lif kaynağı olduğu için vücudumuzu dengeli bir şekilde tok tutar. Vücudumuzun ihtiyacı olan proteini, vitamini ve lifi; ekmek veya hamur işleri yiyerek almamız mümkündür.

Son zamanlarda zayıflama ve glütensiz beslenme adı altında çoğu insan hayatından buğdayı çıkartmıştır. Ancak vücudumuz için oldukça önemli olan proteinleri, vitaminleri ve mineralleri buğday yemeyerek, almayan bu kişilerin bağırsaklarında yararlı bakteriler artmayı durdurmuş ve kişilerde sindirim sistemi hastalıklarına rastlanmıştır. (Çölyak hastalığı ve buğday alerjisi olanların kesinlikle tüketmemesi gerekmektedir.)

Besin Değerleri Gerçekten Korunuyor Mu?

Tarladan sofraya uzanan yolculuğunda birçok işlemden geçen buğdaylarımız en sonunda, ustalarımızın hünerli ellerinde son şeklini almaktadır. Buğdayın ekilmesi, hasatı, un haline getirilip öğütülmesi sıralarken ne kadar kolay olsa da yapım aşamasında bir o kadar emek gerektirmektedir. En son olarak ustalarımızın ellerinde ürüne dönüşen buğday başta ekmek olmak üzere pek çok farklı formda sofralarda kendine yer bulmaktadır. İmalata kadar besin değerini koruyarak gelen buğdayın imalattan sonra da bu değeri koruması oldukça önemlidir ve bu marifetli ellerin başarabileceği bir şeydir.

Her şeyde olduğu gibi buğdayın işlenmesi ve geçirdiği yolculukta; besin değerlerinin kaybedilmemesi için ekibimiz sıkı bir şekilde çalışmaktadır. Anadolu’nun en besleyici ve en doyurucu sarı hazinesi olan buğdayları özel araştırmalar sonucu tedarik etmekte ve besin değerlerini kaybetmeden size ulaştırabilmek için özel bir çaba sarf etmekteyiz. Ustalarımızın yaptığı her üründe seveceğiniz tatları oluşturmak önem arz ederken, önceliğimiz sizlerin sağlığı için en etkili ve en dengeli tarifleri oluşturmaktır.

Besin değerlerini koruyarak, siz değerli müşterilerimizin günlük alması gereken vitaminleri ve mineralleri; güzel ve lezzetli olan ürünlerimizden almanız için çalışıyoruz. Buğdayı sadece bir tahıl olarak görmektense, onun işlenmemiş bir altın olduğunu düşünüyoruz. Ve şeflerimiz bu değerli sarı altınların üzerinde titizlikle çalışarak işlemekte ve sofralarda baş köşede yer bulmasını sağlamaktadır. Sizlere güzel ekmek, kek ve hamur işi ürünleri yapmak bizim için ne kadar önemliyse, sizlerin sağlıkları da bizim için bir o kadar önemlidir. Sağlığınızı düşünerek diğer malzemeleri de titizlikle seçiyoruz ki 7’den 70’e herkes lezzetli ürünlerimizin tadını çıkarabilsin.  Kullandığımız malzemeleri özenle seçen bizler; bu özenle hazırladığımız ürünlerimizin pişmesi, sunumu ve satışına kadarki süre boyunca temas ettikleri her ortamın hijyenik olmasını sağlamaktayız. Sizlere ulaşan ürünlerimizin hem besin değerleri açısından zengin olması hem de hijyeninizi sağlamak bizim asli vazifemizdir. Bünyemizde üretilen tüm ürünler titiz bir işlem sonucunda sofralarda yer bulmaktadır. Tarlalardan çıkıp sofralarınızda yolculuğunu tamamlayan buğdaylardan elde edilen ürünlerimizden tatmak için mağazalarımızı ziyaret edebilirsiniz.

Beypazarı Roma, Bizans, Frig, Anadolu Selçukluları ve Osmanlı İmparatorluğu gibi birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış Ankara’nın şirin bir ilçesidir. Bizans İmparatorluğunun hüküm sürdüğü yıllarda “Kayaların Doruğu” anlamına gelen Lagania adıyla anılsa da Osmanlı İmparatorluğu döneminde Beğ Pazarı olarak bilinmesi nedeniyle günümüze Beypazarı olarak gelmiştir. Beypazarı eski uygarlıklardan beri tanınmış bir yerleşim yeri olma özelliğine sahipti. Öyle ki Evliya Çelebi’nin Seyahatname ’sinde kendisine yer edinmiş bir yerleşim yeridir.

Beypazarı Kurusu: Osmanlı Dönemi Asker Azık Listesinin Vazgeçilmezi

Yaprak sarma, havuç lokumu, Beypazarı sucuğu şehrin lezzet simgeleri arasında yer alsa da Beypazarı denilince akıllara ilk gelen lezzet kuşkusuz Beypazarı Kurusu olur. Öyle ki 2013 yılında coğrafi işaret tescil belgesi ile taçlandırılmış bir lezzettir. Ve bu yıldan itibaren bu tescil belgesinin altında denetimli olarak üretimi yapılmaktadır. Beypazarı gibi Beypazarı kurusunun da köklü bir geçmişi bulunmaktadır. Meşe odunu ile ısıtılan fırınlarda pişirilen kuru, pişirme işleminden sonra 12 saat bekletilerek kurutulmaktadır. Hazırlanış şekli ile bir yıla varan gıda ömrü elde edilmektedir. 
Uzun gıda ömrüne sahip olması nedeniyle geçmişten günümüze kadar beslenme kültürümüzün en önemli öğelerinden biri olmayı başarmıştır. Aynı zamanda ekmek ihtiyacına alternatif yaratması nedeniyle Osmanlı ordusunun azıkları arasına girmeyi de başarmıştır. Ordu azık listesine girmesinin nedeni uzun gıda ömrüne sahip olmasının yanında, yiyen kişide herhangi bir şişkinlik benzeri mide rahatsızlığına neden olmamasıdır. Şeker ve tansiyon hastaları için sakıncasız bir besin olması da bu hastalığa sahip kişiler için çay ve peynir ile beraber kahvaltı menülerinin vazgeçilmezi olmuştur.

Beypazarı Kurusu Nasıl Yapılır?

Kuruyu Anadolu topraklarına getirenlerin Oğuz Türkleri olduğu söylenmektedir. Tarihi ipek yolu üzerinde olması nedeniyle de Beypazarı’ndan dünyanın farklı yerlerine götürüldüğü de bilinmektedir. Gıda ömrünün uzun olması, doyurucu bir yiyecek olması nedeniyle göçebe olarak yaşayan kültüler için vazgeçilmez bir yiyecek maddesiydi. Beypazarı Kurusu geçmiş dönemlerde ev bahçelerinde kurulu olan odun fırınlarında asma yaprakları üzerinde pişirilerek kurutma yöntemiyle yapılmaktaydı. Asma yapraklarının üzerinde pişirilme amacı, kuruyu odun külünden korumak ve asmanın hoş kokusunun kuruyla özdeşlemesiydi. Bu amaçlarla kullanılan asma yaprağı zaman geçtikçe kuru üretimi için gelenekselleşmiş bir hale gelmiş.

Beypazarı Kurusu Nasıl Yapılır konusunda geçmişten gelen geleneksel tarifi günümüzde de kullanılmaya devam etmektedir. Temel malzeme olarak Buğday unu, maya, tuz, tarçın, tereyağı ve margarin kullanılmaktadır. Tüm bu malzemeler bir araya getirilerek bir karışım elde edilir. Bu karışımın yoğurulmasıyla birlikte Beypazarı kurusunun lezzet yolculuğunun başlangıcı olan hamur elde edilmiş olur. Kurunun yapım aşamasının hiçbir bölümünde su kullanılmaz. Hazırlanan bu hamur öncelikle rulo haline getirilir. Baklava dilimi şeklinde kesilerek sıcak bir ortamda bir süre mayalanmaya bırakılır. Mayalanma sonucunda kabaran hamur pişme işlemi için fırına atılır. Fırından sıcak sıcak çıkarılan kurular kendi halinde soğumaya bırakılır. Bu aşamada ortaya çıkan ürün yaş kuru olarak adlandırılmaktadır. Yaş kuru olarak adlandırılan bu üründe çokça rağbet görmektedir.

Soğuma işleminin tamamıyla gerçekleşmesinden sonra yaş kuru olarak adlandırılan kurular bu sefer daha düşük sıcaklıkta tekrar fırınlanır. İkinci fırınlama işlemi kuruların içerisinde yer alan tüm nemi kaybedene kadar devam eder. Kuruların sert ve gıda ömrünün uzun olması yapılan bu ikinci fırınlama işleminin sonucudur. İkinci kez fırından çıkarılan kurular en az 12 saat boyunca dinlendirilirler. Dinlendirme sürecinin sonucunda Beypazarı Kurusu tüketilmeye hazır hale gelir. Üretimin aşamalarının tamamlanmasından sonra ister kahvaltılarda ister çay yanında servis edilebilir.